6 Mayıs 2008 Salı
5 Mayıs 2008 Pazartesi
neden__sizz
Eski ve buruşmuş bir tene mi aitti bugünün ? Kaç çizgi vardı yüzünde ruhuna oranla? Kutlanmamış değil kutsanmış bir doğum günü aslında senin ki .. Lekelenmiş güzelliklerden doğuşu mu kutlamalıydık her asır ? Yoksa biraz daha yaklaşan ölüşlere yakınma mı olmalıydı ? Cesur değil esir bir ruhu mu büyütecektim yoksa yine bünyemde .. Karasızlıklar , bekleyişler , alışkın olduğun gidişler- hiç gelemeyişler .. Kurtlanmış bir yeniden doğuşa ay ışığı mı olsa yüreğim ? Yoksa Düşüncelerime gebe kalmış kimliği belirsiz gün doğumlarımı mı bırakayım sana ? En iyisi gelme sen artık .. gitme de .. Kalma ! Gecelerim de yabancı artık sana ... görme gözlerimi , görme zaten feri kalmamış bakışlarımı .. Şimdi ben ne desem konuşmayacak dudaklar .. Sen ne desen duymayacak kulaklarım .. Biz ne yapsak bitecek bu gün .. Biliyorum işte ne yapsam durmayacak ayaklarım .. Bende gidiyorum son kutlamamı yaparak .. törensiz .. Sahipsiz .. Ve neden_sizz …
Yansı(ma)
yansı(ma) ruhuma ;
bırak aksın gitsin tüm kara lekem yıllanmış zehirlerim bir çırpıda çıkıversin dudaklarımdan ..
ıslık çalmasın , dilim söylemesin sevda türkülerini ..
dağılsın sisler , görünsün hüzün kapım ... ve ben gireyim içeriye garip bir şölenle ..
kızıl bir şarap içeyim sözlerinden ...
sırılsıklam olalım parçalı bulutlu sevda düşüncelerinde..
ama sen yansı(ma) yine de kayıp hüzünlerime ...
Avuçlarımdan Bıraktığım Ölümler
Bırakmıyor bu ürkütücü gölgeler peşimi ..
Çılgın düşünceler kulaklarımı parçalıyor adeta ..
Geceler birlik olmuş hainlerle bir kumpas tadında ..
İkilemler yaşanıyor gece gündüz keskinliğinde ..
Etrafım zehirli sarmaşıklarla sarılmış ..
Kökleri en karanlık sularla beslenmiş , simsiyah ..
Oysa iyiydi benim siyahım .. sakindi gölgelerim ..
Kaldırdım kadehimi ‘yaşama’ diyerek ..hadi içelim
Ama Yaşama artık sen , yaşlandı bedenin ..
İçelim de geçelim bu şuursuz ölümlerden …
Hadi koy bir kadeh daha iç bir dikişte..
Tek nefeste al tüm zehri damarlarına
Vazgeçişlerin gibi tanıdık olanlardan hani ..
Kötü bir masal edasıyla koy kadehi masaya
Ya da at gitsin , parçalansın ellerinde keşfedilmemiş ömürler …
Melekler bekliyor hadi ama acele biraz …
Son dileğim kalıcı bir ecel olsun şimdi ve sonra
Avuçlarımdan bıraktığım ölümler …
Çılgın düşünceler kulaklarımı parçalıyor adeta ..
Geceler birlik olmuş hainlerle bir kumpas tadında ..
İkilemler yaşanıyor gece gündüz keskinliğinde ..
Etrafım zehirli sarmaşıklarla sarılmış ..
Kökleri en karanlık sularla beslenmiş , simsiyah ..
Oysa iyiydi benim siyahım .. sakindi gölgelerim ..
Kaldırdım kadehimi ‘yaşama’ diyerek ..hadi içelim
Ama Yaşama artık sen , yaşlandı bedenin ..
İçelim de geçelim bu şuursuz ölümlerden …
Hadi koy bir kadeh daha iç bir dikişte..
Tek nefeste al tüm zehri damarlarına
Vazgeçişlerin gibi tanıdık olanlardan hani ..
Kötü bir masal edasıyla koy kadehi masaya
Ya da at gitsin , parçalansın ellerinde keşfedilmemiş ömürler …
Melekler bekliyor hadi ama acele biraz …
Son dileğim kalıcı bir ecel olsun şimdi ve sonra
Avuçlarımdan bıraktığım ölümler …
Sus(ma)mak
Sus(ma)mak
Hani sen benim susuşumu severdin
Ben sesini duyuşumu
Sessizlik olurdu gecelerimizde
İçine en büyük an’larımızı sıkıştırırdık
Sıradan suskunluklar değildi elbet seçtiğimiz
İstediğimiz en koyu susuşun , konuşuşuydu
Sakin bir gece de fırtına koparmak zor olurdu,
eğer susuşlarımız olmasaydı ..
Sakin bir saadet istesek çok konuşurduk
Pencere dibinde konuşlanıp
Susuşları bir güvercin kanadında uçururduk ..
Sonra da oturup pişmanlığımızı izlerdik
Giderken de konuşmalıydık en yoğun susuşmalarımızla
Yakışanı vardı ya hani bizim bildiğimiz
Görünmez sözlükte saklı sofistik düşüncelerimiz
Soğuk renkler sıcak olurdu
sıcaklar hiç soğumazdı ..
sorguya çekerdik yanıldığımız geceleri
gitmek isteyip gidemediğimiz
bize göre asil
-gerisi yalan- soysuzluklar olurdu
Bir gün hoş bir akşam saati
Güneş veda edip , ay selamlıyor bizi
İşte başlıyor sesin sonsuzluğu haber veriyor
Ben öylece duruyorum, gözümden bir damla yaş akmıyor
Gülümsüyorum beklide yine sessizce
Sen gözlerin üzerimde ama arkana bile dönemeden
Çemberini tamamlıyorsun
Koca bir yankıyla bıraktığın ayak seslerini dinliyorum ruhumda
Gitmiyorsun ya aslında, susuyorsun sonsuzluğa
Ben sana susuyorum
Sen bana konuşuyorsun
Noktacıklar koyuyoruz spesifik susuşlarımıza
10/08/07 …
Hani sen benim susuşumu severdin
Ben sesini duyuşumu
Sessizlik olurdu gecelerimizde
İçine en büyük an’larımızı sıkıştırırdık
Sıradan suskunluklar değildi elbet seçtiğimiz
İstediğimiz en koyu susuşun , konuşuşuydu
Sakin bir gece de fırtına koparmak zor olurdu,
eğer susuşlarımız olmasaydı ..
Sakin bir saadet istesek çok konuşurduk
Pencere dibinde konuşlanıp
Susuşları bir güvercin kanadında uçururduk ..
Sonra da oturup pişmanlığımızı izlerdik
Giderken de konuşmalıydık en yoğun susuşmalarımızla
Yakışanı vardı ya hani bizim bildiğimiz
Görünmez sözlükte saklı sofistik düşüncelerimiz
Soğuk renkler sıcak olurdu
sıcaklar hiç soğumazdı ..
sorguya çekerdik yanıldığımız geceleri
gitmek isteyip gidemediğimiz
bize göre asil
-gerisi yalan- soysuzluklar olurdu
Bir gün hoş bir akşam saati
Güneş veda edip , ay selamlıyor bizi
İşte başlıyor sesin sonsuzluğu haber veriyor
Ben öylece duruyorum, gözümden bir damla yaş akmıyor
Gülümsüyorum beklide yine sessizce
Sen gözlerin üzerimde ama arkana bile dönemeden
Çemberini tamamlıyorsun
Koca bir yankıyla bıraktığın ayak seslerini dinliyorum ruhumda
Gitmiyorsun ya aslında, susuyorsun sonsuzluğa
Ben sana susuyorum
Sen bana konuşuyorsun
Noktacıklar koyuyoruz spesifik susuşlarımıza
10/08/07 …
'' Atlas Vazgeçti ''
Bir kez daha geldim hüzünlü şehrime sessizce .. Soğuk karanlığıyla karşıladı beni önceki gelişlerimden farksız olarak … ilk duyumsamam ‘’eylül’’ oldu .. ürperişim beklediğim huzurun tetikçisiydi .. Yüklerim , onun bana yüklediklerinden daha ağır olmadı hiçbir zaman.. ağrılarım yorgunluktan değil kapatamadığım yaralarımdan … yalnızlıkta koymadı çoğu zaman bana ..aksine yalnızken hep daha gerçek olduğunu düşündüm hayatın .. soluğumu kesen tek bir kelime oldu yaşamımda hep ..özlemini duyduğum ve zamanını yine onun saptadığı anlarda duyabildiğim cümlecikler silsilesi .. suskun dudaklarımı kanata kanata kıpırdatıp, ruhumdaki uyanmış tebessümlerin başlangıcı ..
Geldim işte bu umutsuz , miadı çoktan dolmuş şehrime yine .. daha ne çok yazacak şey varken sayfası bile kalmamış bir deftere bürünen eylüle geldim işte .. bitik bir şarap kadehinde kalan tortuya dokundum , ruhum yapış yapış oldu. korktum !
Susmaya geldim Eylül konuştukça … keskin kiniyle bilenmeye kalktım acıları yok sayarak ..
Teslim mi olmalıydım bu deli saçması hatıralara .. üstelik Eylül’de kızıl bir asilik sunmuşken ayaklarıma , tepmeli miyim sensizliklere bölünmüş huzurlarımı ?
Eylül ‘ üm saklayacak mı açık yaralarımı , paramparça olmuş bir bedeni yeniden saracak mı kinim? Şimdi gitmeli miyim dokuz doğuran saatlerde ? bu kez ve ilk kez , zamansız ?? ,
Ve işte yine geldim gitmek üzere bu solgun soluk şehrime … ıslak bir kaldırıma adım attım ; sıçrayan su paçalarımı değil gözlerimi ıslattı .. kanattı gözbebeklerimi .. yeşermek üzere gidip yapraklarımı soldurmaya gelmiştim, anladım .. gitme vakti gelmelere kucak açıyorum eylülle .. zaman depresif hallerde .. akrep yorgun ve durmakta artık ..yelkovan umursamaz bir hevesle dönmekte … bense ölmekteyim sizin göremediklerinizle .. tutamadıklarınızı tutmaktayım parçalanan ellerimle ..
Her birinizi tek tek gömmekteyim duyamadığınız sessiz sevişmelerimde ..
Geldim hiç gidemediğim sınırları silik şehrime .. gel-git lerin her birine ayrı cenaze törenleri düzenleyerek , ölmelere dua ederek üstelik. şimdi tutuk bir silah dayamışım şakağımın tam ortasına .. tutuklamışım içimdeki sevinçleri. Bakıp da görebilmeleri yasaklar zinciriyle daha bir sıkı bağlamışım.. gün doğuyor.. ben ölüyorum .o yine doğacak yarın inadına ve bi türlü ölemeyen ben öleceğim .. ruhsuz uykulara dalacağım ... dalıp dalıp batacağım .. battıkça acıtacak sarsılmayan gerçeklerim .kendime gelip, gelip gidip ölemeyeceğim …
Ve işte şimdi gidiyorum bu ruhu sönük şehirden … küflü bedenler bırakarak yol alıyorum-
üstelik kendinizi hiç bulamadığınız benliklerinizden ..
Hoşça kal silik ruhum , hoşça kal karşılaşamadığım yüce aşklarım ..
Gözyaşlarım , depresif hallerim sizde hoşçakalın ..
Hoşça kal şehirdeki dünyam , aydınlanamayan ışığım ..
sömürülmüş yaşanmışlıklar hoşçakalın ..
sen de hoşça kal raydan çıkmış Sonbahar(ım) ..
artık her şeyi arkada bırakıyorum ..
bana bahşedilen tüm anıları geride bırakarak üstelik ..
yangınları izliyorum .. külleşiyor ruhlar bile ..
şimdi ise ‘Atlas beni(m) ve ben Vazgeçiyor(m) ! ‘
Geldim işte bu umutsuz , miadı çoktan dolmuş şehrime yine .. daha ne çok yazacak şey varken sayfası bile kalmamış bir deftere bürünen eylüle geldim işte .. bitik bir şarap kadehinde kalan tortuya dokundum , ruhum yapış yapış oldu. korktum !
Susmaya geldim Eylül konuştukça … keskin kiniyle bilenmeye kalktım acıları yok sayarak ..
Teslim mi olmalıydım bu deli saçması hatıralara .. üstelik Eylül’de kızıl bir asilik sunmuşken ayaklarıma , tepmeli miyim sensizliklere bölünmüş huzurlarımı ?
Eylül ‘ üm saklayacak mı açık yaralarımı , paramparça olmuş bir bedeni yeniden saracak mı kinim? Şimdi gitmeli miyim dokuz doğuran saatlerde ? bu kez ve ilk kez , zamansız ?? ,
Ve işte yine geldim gitmek üzere bu solgun soluk şehrime … ıslak bir kaldırıma adım attım ; sıçrayan su paçalarımı değil gözlerimi ıslattı .. kanattı gözbebeklerimi .. yeşermek üzere gidip yapraklarımı soldurmaya gelmiştim, anladım .. gitme vakti gelmelere kucak açıyorum eylülle .. zaman depresif hallerde .. akrep yorgun ve durmakta artık ..yelkovan umursamaz bir hevesle dönmekte … bense ölmekteyim sizin göremediklerinizle .. tutamadıklarınızı tutmaktayım parçalanan ellerimle ..
Her birinizi tek tek gömmekteyim duyamadığınız sessiz sevişmelerimde ..
Geldim hiç gidemediğim sınırları silik şehrime .. gel-git lerin her birine ayrı cenaze törenleri düzenleyerek , ölmelere dua ederek üstelik. şimdi tutuk bir silah dayamışım şakağımın tam ortasına .. tutuklamışım içimdeki sevinçleri. Bakıp da görebilmeleri yasaklar zinciriyle daha bir sıkı bağlamışım.. gün doğuyor.. ben ölüyorum .o yine doğacak yarın inadına ve bi türlü ölemeyen ben öleceğim .. ruhsuz uykulara dalacağım ... dalıp dalıp batacağım .. battıkça acıtacak sarsılmayan gerçeklerim .kendime gelip, gelip gidip ölemeyeceğim …
Ve işte şimdi gidiyorum bu ruhu sönük şehirden … küflü bedenler bırakarak yol alıyorum-
üstelik kendinizi hiç bulamadığınız benliklerinizden ..
Hoşça kal silik ruhum , hoşça kal karşılaşamadığım yüce aşklarım ..
Gözyaşlarım , depresif hallerim sizde hoşçakalın ..
Hoşça kal şehirdeki dünyam , aydınlanamayan ışığım ..
sömürülmüş yaşanmışlıklar hoşçakalın ..
sen de hoşça kal raydan çıkmış Sonbahar(ım) ..
artık her şeyi arkada bırakıyorum ..
bana bahşedilen tüm anıları geride bırakarak üstelik ..
yangınları izliyorum .. külleşiyor ruhlar bile ..
şimdi ise ‘Atlas beni(m) ve ben Vazgeçiyor(m) ! ‘
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
